Mel Gibson

Mel Colm-Cille Gerard Gibson, 3 Ocak 1956’da doğmuş Avustralya asıllı aktör, yönetmen ve yapımcıdır. 11 çocuklu bir ailenin 6.çocuğu olarak dünyaya gelmiş olan Mel Gibson, en çok, popüler aksiyon filmi Cehennem Silahı’ndaki Martin Riggs rolüyle ve post apokaliptik temalı Mad Max serisindeki Max Rockatansky canlandırmasıyla bilinir.

Aslında Peeskill, New York’ta doğmuş, 12 yaşındayken ailesiyle Sydney’e taşınmışlardır. Ulusal Drama Sanatları Enstitüsü’nde eğitim gören Gibson, 80’lerde Icon Entertainment adında bir yapım şirketi kurmuştur. Gibson, ilk olarak kamera karşısına geçtiği zamanlarda, eleştirmenlerin dikkatini çekmiş ve ünlü birkaç klasik film yıldızıyla karşılaştırılmıştır. New York Times’tan ünlü eleştirmen Vincent Canby, Steve McQueen’i andırdığını ve Gibson’da yıldız ışığı olduğunu söylemiştir. Mel Gibson, Ulusal Drama Sanatları Enstitüsü’nde henüz öğrenciyken, 1977’de Summer City adında bir yapımda oynamış ve filmdeki rolü için 400 dolar kazanmıştır. Sonrasında 1979’da Mad Max’te Max Rockatansky’i canlandırmış ve bu rolüyle 15,000 dolar kazanmıştır. O sıralar, gelecekteki karısı Robyn’le Adelaide’te haftalık 30 dolar kira ödediği bir apartman dairesinde yaşamaktaydı. Aynı yıl içerisinde, romantik/dram filmi Tim’de, zeka geriliği sorunu olan bir genci canlandırmıştır.

Avustralya’da ilk olarak Mad Max’teki rolüyle üne kavuşmaya başlayan Gibson, Mad Max serisinin ikinci filmi The Road Warrior’ın Amerika’da gösterime girmesiyle, Hollywood’ta da ün kazanmaya başlamıştır. 1981’de Peter Weir’in yönetmenliğini üstlendiği, Birinci Dünya Savaşı konulu dram filmi Gallipoli’de, başrollerde yer almıştır ve Avustralya Film Enstitüsü’nden En İyi Aktör Ödülü’ne layık görülmüştür. Aynı zamanda bu filmdeki başarılı performansından sonra daha ciddi ve çok yönlü rollerde oynama fırsatı elde etmiştir. 1982’de Peter Weir’ın yönetmenliğini yaptığı The Year of Living Dangerously’deki rolüyle, eleştirmenlerin dikkatini yeniden çekmeyi başarmıştır. İkiz çocuklarının doğması sebebiyle kameralardan iki yıl uzak durduktan sonra, 1984’te yönetmenliğini Roger Donaldson’ın yaptığı tarihi dram filminde Anhtony Hopkins’le başrolü paylaşmıştır. 1984’te Mark Rydell’in The River adlı dram filminde yer almıştır ve bu film Mel Gibson’ın oynadığı ilk Amerikan yapımı film özelliğini taşımaktadır. Sissy Spacek’le başrolü paylaştığı film, hayat mücadelesi içerisindeki Tenessee çiftçilerini konu alıyordu. Mel Gibson, sonrasında Avustralyalı yönetmen Gillian Armstrong’un Mrs. Soffel adlı gotik/romantik tarzındaki filminde rol aldı. İki sene moladan sonra 1987’de Lethal Weapon, yani ülkemizde bilinen ismiyle Cehennem Silahı’nın çekimleri için Amerika’ya döndü. Cehennem Silahı’nda canlandırdığı Martin Riggs karakteri, Hollywood’un en popüler aktörleri arasına girmesini sağladı. Gibson, Robert Towne’ın Tequila Sunrise filminde rol aldıktan hemen sonra 1989’da Lethal Weapon 2’de oynamıştır. Gibson, 1990’da Bird on a Wire, Air America ve Hamlet olmak üzere ardı ardına aynı sene içerisinde üç filmde oynamıştır. 1990’larda kişisel projelerine odaklanmaya başlayan Gibson, 1993’te ilk yönetmenlik denemesi olan The Man Without a Face filmini piyasaya sürmüştür. 1994’te başrol kadrosunda yer aldığı Western-komedi filmi Maverick’le, komedi türünde de aktörlük deneyimi kazanmıştır. Ertesi yıl, hem yönetmenliğini yaptığı hem de başrolünde oynadığı, İskoçya’nın ortaçağda İngiltere’ye karşı sürdürdüğü mücadeleyi konu alan Braveheart’la, En İyi Film ve En İyi Yönetmen dalında Oscar’a layık görülmüştür. Braveheart’tan sonra Ransom, Julia Roberts’la başrollerini paylaştığı Conspiracy Theory, Lethal Weapon 4 ve Payback’te başrol olarak yer almıştır.

2000’de, her biri 100 milyon dolar hasılatı aşmış, The Patriot, Chicken Run ve What Women Want olmak üzere üç filme başrol olarak katkıda bulunmuştur. 2002’de Vietnam savaşını konu alan We Were Soldiers’ta rol alan Gibson, sonrasında M. Night Shymalan’ın Signs adlı filminde yer almıştır ve Signs, Mel Gibson’ın aktörlük kariyerindeki, 408 milyon dolar hasılatla, en fazla hasılat elde eden film özelliğini taşımaktadır. Signs’ın tanıtımları sırasında, Gibson, artık oyunculuk kariyerine devam etmek istemediğini ancak senaryo olağandışı olursa teklifi kabul edebileceğini belirtmiştir. Kariyerine yönetmenlik yaparak devam etmeye karar verdikten sonra Gibson, 2004’te The Passion of the Christ’i çekmiştir. Dünya çapında 611 milyon dolar hasılat elde eden The Passion of the Christ, Hz. İsa’nın son 12 saatini konu almaktadır. Film, Türkiye’de Tutku: Hz. İsa’nın Çilesi adıyla gösterime girmiştir. Tutku’dan sonra 2006’da Apocalypto adında Maya İmparatorluğu’nu konu aldığı bir film daha çekmiştir. Film, eleştirmenlerden hem iyi hem kötü yorum alırken, tarihçilerden gerçeği yansıtmadığı için geçer not alamamıştır. 2010’da Edge of Darkness adlı filmde başrol oynadıktan sonra, Gibson’ı son olarak 2013’te Machete Kills’te ve 2014’te Cehennem Melekleri 3’te izleme fırsatı elde ettik. Bununla birlikte Mel Gibson’ı 2015’te gösterime girecek olan Blood Father adlı aksiyon/gerilim filminde yeniden izleme fırsatı elde edeceğiz.

Sen de Yorum Yapmak İster Misin?

  1. Gökhan says:

    Siteniz hızlı ve iyi,Lütfen cehennem silahı serilerini de ekleyin Kolay gelsin

  2. Asa says:

    Komple Teorisi ve Vatansever filmleri de eklenmeli Mel Gibsonun.Maverick ve Cehennem Silahı Serisi bonus olarak yer almalı.. :)

  3. YaStar says:

    adamım ya filmlerinden anlamı değil de insanlığı özgürlüğü ve savaşın acılarını sıcağı sıcağına oynuyan bir adam süpermenmiş batmen miş çart çurt bu adamın oyunculuğu ve oynadığı filmden dolayı tebrik eder ve saygı ile selamlıyorum